Evimiz “birinci mekan”, işimiz “ikinci mekan”… Peki üçüncü mekan nedir?
Sosyolog Ray Oldenburg 1989’da tanımladığı bu kavramla, kahveler, parklar, kütüphaneler gibi resmi olmayan, insanların sadece kendileri olmak ve başkalarıyla rahatça vakit geçirmek için gittiği yerlere işaret ediyor. Son yıllarda bu kavram spor salonlarından koşu gruplarına, hatta çevrimiçi yayınlara kadar pek çok yeni alana taşınıyor. Peki egzersiz yaptığımız yerler gerçekten birer üçüncü mekan olabilir mi? Ve dijital ortamlar bu tanımın yeni sınırlarını mı çiziyor?
Egzersiz ortamının önemi
Egzersiz aslında bir davranış. Bu nedenle yalnızca kişisel motivasyon veya irade ile açıklanamaz. Ortamın ulaşılabilir, güvenli, rahat ve kapsayıcı olması da kişinin egzersize başlamasını ve devam etmesini etkiler. Bir kişi egzersizin faydasını bilse bile egzersiz yapmaya devam etmek istediği ortam farklı tercihlerle spor salonundan mahalledeki yürüyüş gruplarına, bir pilates stüdyosundan tanıdık yüzlerin olduğu bir parka değişiklik gösterebilir. Yani fiziksel aktivite için spor salonları, yürüyüş parkurları, pilates stüdyoları, sağlıklı yaşam merkezleri, mahalle parkları, dans salonları veya çevrim içi egzersiz toplulukları birer “üçüncü mekan” haline gelebilir.
Aktivite alanını “third space” yapan özellikler
Bir aktivite alanının üçüncü mekan olarak tanımlanabilmesi için
- İnsanların kendini güvende ve kabul edilmiş hissetmesi,
- Ortamda sosyal etkileşim kurulabilmesi,
- Katılımın aşırı resmi veya rekabetçi olmaması,
- Farklı yaş, beden yapısı ve fiziksel kapasitedeki kişilerin yer bulabilmesi,
- Düzenli katılımla aidiyet hissinin gelişmesi gerekir.
“Herkesin birbirini tanıdığı sabah yürüyüş grubu” bunun güzel bir örneği. Tanıdık yüzler, aktivite öncesi-sonrası sohbetler, birbirine tempo tutan bir grup…
Bu konudaki araştırmalar da bunu destekliyor. Yaşlı yetişkinlerde mahalledeki ortak alanlara, yerel işletmelere ve yeşil alanlara erişimin sosyal etkileşimi ve arkadaş çevresini artırdığı gösteriliyor. Yaşlılarla yapılan grup egzersiz derslerine odaklanan bir araştırma ise bu derslerin fiziksel faydalarının yanı sıra topluluk kurma açısından da nasıl bir rol oynayabileceğini tartışıyor. Grup egzersizinin sağlık üzerindeki olumlu etkileri onlarca yıldır bilinse de, bu derslerin birer “üçüncü mekan” olarak işlev görmesi hala yeterince araştırılmamış bir alan. ABD’de 65 yaş üstü yetişkinlerle yapılan bir başka çalışma da benzer bir tabloyu doğruluyor: üçüncü mekanlarla daha fazla ilişki kuran kişilerin hem fiziksel aktivite düzeyleri hem de sosyal yönleri daha iyi düzeyde.
Tabii bu tercih kişiye bağlı. Bazı insanlar için egzersizi bireysel yapmak daha kolaylaştırıcı bir özellik olabilir. Yani mekanın kendisi değil, orada kurulan ilişki biçimi belirleyici.
Dijital ortamlar yeni bir üçüncü mekan olabilir mi?
Çevrim içi egzersiz grupları, canlı dersler, sosyal medya toplulukları ve egzersiz uygulamaları da bazı kişiler için bir sosyal destek ortamı oluşturabiliyor. Bazı mobil uygulama platformları aktiviteleri paylaşılan bir deneyime dönüştürüyor: rota, tempo, beğeni ve yorumlarla kurulan bir sosyal doku yaratıyor. Bazıları canlı ders özellikleri ile evde yapılan egzersizlerde bile bir grup egzersizi hissi yaratmaya çalışıyor.
Özellikle kronik bir sağlık durumu, engeli, zaman problemi ya da ulaşım güçlüğü olan kişiler için dijital ortamlar önemli bir alternatif olabilir. Ama yüz yüze etkileşimin yerini tamamen tutup tutamayacağı hala tartışmalı bir konu. Çünkü üçüncü mekanların gerçek bir topluluk hissi yaratabilmesi için sadece bağlanmanın yetmediğini, mekanın tasarımının, tanıdık yüzlerin, gündelik ve baskısız bir sohbet ortamın, herkesin kendini eşit hissettiği bir atmosferin o hissi desteklemesi gerektiğini vurguluyor. Yüz yüze bir araya gelmesi mümkün olmayan popülasyonlar için dijital ortam seçeneğini yine de göz ardı edemeyiz.
Belki de asıl mesele, egzersiz ortamının fiziksel ya da dijital olması değil; insanları harekete geçiren, bir araya getiren ve sürekliliği destekleyen bir alan olarak kurulabilmesidir.





